Masallar Gerçekleşesi Düşlerimizin Habercisidir


ENVER GÖKÇE'DEN KÜÇÜKLERE-BÜYÜKLERE MASALLAR!
Celil Denktaş

Enver Gökçe'nin aynı zamanda bir “masalcı dede” olduğu pek bilinmez. Nereden bilinsin ki? O, yaşamını devrimci mücadeleye, partisine adamıştı tümüyle. Şairliği bile yaşamının son on yılı içerisinde anımsanmadı mı? Onca eziyetin arasında bir de masallarla uğraştığı kimin aklına gelebilir di ki? Oysa o, yaşamın kenarını köşesini, cümle detayını işlemişti oya işler misali. Uğraştı elbette. Halk edebiyatıyla, folklorla iç içe olan bir insanın, hem de esaslısından bir şairin masalsız yaşaması hiç mümkün mü?

Bir hışımla
Geldi geçti
Şu dağları
Deldi geçti
Kim?
Kim?
Kim?
Kim?
Kim olacak?
Yusuf Yusuf.
(1)

Bu dizelerin yazanın masal yazmaması mümkün mü? Yazdı tabii. Ancak bunları kendi özgün yaratıları olarak kabul etmedi. Anonim olarak kalmasını istedi. Ne de olsa menbaı halkın kendisi değil miydi? Geldiği yere geri gidiyordu. Tıpkı şiirleri gibi.

Enver Gökçe'nin Ankara, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Türkoloji öğrenciliği sırasında hocası Pertev Naili Boratav'ın yönlendirmesiyle halk ezgileri ve halk masalları derlediği biliniyor. Bu arada cep harçlığını çıkarmak için Fakülte arkadaşı ve Pertev hocanın ilk doktora öğrencisi, asistanı İlhan Başgöz'ün teşvikiyle çeşitli çocuk yayınlarına masallar hazırladığını da bilen biliyor. Ancak çeşitli nedenlerle bu masallar isimsiz, tıpkı halk masalı kitaplarında olduğu gibi, “anonim” yayımlanıyordu. Yıllar sonra İlhan Başgöz, eski dergi ve kitap koleksiyonlarında yer alan masallardan Enver Gökçe'ye ait olduğunu düşündüklerini ayırıp çeşitli yayıncılara iletmişti. Elbette aradan geçen onca yıl, baştan geçen onca eziyet ve maceradan sonra bu masalların tespiti pek de kolay değildi. Şiirlerini, yazılarını hatırlamakta zorluk çeken şairinse yıllar önce yazdığı bu kısa “folklorik” çalışmaları hatırlamasıysa hiç mümkün değildi. Bu masalların bulunup çıkartılması ayrı, zahmetli bir uğraş gerektiriyordu.


page11_0_1

Aziz Aydın Doğan, Enver Gökçe'nin ölümünden kısa bir süre önce bu işe soyunmuştu. Ancak, “Eğin Türküleri”nin ve Yaba Öykü dergisinde yayımladığı birkaç masalın ardından uzunca bir süre bu işe ara vermek zorunda kaldı. Ama hiçbir zaman peşini bırakmadığı anlaşılıyor. Sonunda, dört küçük cilt şeklinde, Enver Gökçe'nin gün yüzüne çıkan masallarının tamamını toplayarak yayımlamayı başardı (2). Her türlü övgüye değer ve özellikle de Enver Gökçe'nin ölümünden tam 35 yıl sonra ortaya çıkan oldukça anlamlı bir çalışma.

Öksüzoğlan (Öksüzoğlan, Köseler, Dürdane Hanım, Usta Nazar, Mehmed Ağa, Şehzadeyle Üç Turunçlar), Altın Top (Altın Top, Güzeller Şahı, Topal Cücük, Devlerle Keloğlan, Geyik Oğlan'la Bacısı, Telli Top, Bahtıkara Osman), Cimri ile Cömert (Cimri ile Cömert, Ak Kavak Kızı, Yorgancı ile Padişah, Güvercin Padişahı, Tahtadan Uçak, Osmancık) ve Nalıncı Padişah (Nalıncı Padişah, Of!, Müşkül Ali, Altın Keçi, Ağlayan Narla Gülen Ayva, Karadayı'yla Arkadaşları) başlıklı kitaplarda toplanan, hepsi birbirinden güzel, birbirinden sürükleyici tam 25 masal.


page11_0_1-1

Kitapların sunumu da oldukça başarılı. Kapak tasarımlarının ve masallara eşlik eden çizimlerin son derece titizlikle çalışıldığı belli. Öyle şaşalı, pahalı görünümlü değiller. Tam Enver Gökçe'ye yakışır cinsten, masalların içeriğini yansıtan ağırbaşlı, sevecen ve oldukça da içten grafikler. Yazı puntoları ve sayfa düzenleri de 7'den 70'e her gözün yorulmadan okuyacağı şekilde seçilmiş. Kitapların hacmi de öyle. Eh, bazı kusurları da yok değil. Galiba 35 yıl sonra biraz “aceleye” gelmiş kitapların
basımı. Çünkü yazın düzeltmelerine hak ettiği zaman ayrılmamış. Pek fazla olmasa da satır aralarında gözü rahatsız eden dizgi yanlışları, cümle düşüklükleri dikkat eden göze batıyor. Kuşkusuz bu hataların büyükçe bir bölümü Enver Gökçe'nin kendisinden, o karınca yazısını andıran, okunması oldukça zor el yazısından kaynaklanıyor besbelli. Altmış, yetmiş yıl öncesinin yazın kurallarında pek fazla önemsenmeyen sözcük hatalarına, cümle kaymalarına, noktalama alışkanlıklarına Aziz Nesin'in, Orhan Kemal'in eski basım yapıtlarında da sıkça rastlanır. Ama elbette bu bahane değil. Masallar bugüne hitap edecekse ona göre dikkatli bir dil çalışmasından geçmesi gerekir. Dedik ya: Eh! Bu kadarı “kadı kızı”nda da olur artık. Masalların tadına gölge düşürmedikten sonra bunlar düzelmez şeyler değil.

Dönelim Enver Gökçe'nin masal sevdasına: Belki bir kısa alıntı daha açıklayıcı olur. Enver Gökçe'nin mücadele arkadaşı İhsan Hasırcı'nın oğlu Mehmet, Enver Gökçe İstanbul'da ekmek ve barınak aradığı yıllarda henüz çok küçük bir çocuk. Evlerinde misafir ettikleri bu sevimli dedenin etrafında fır dönüyor: “Babamların ona yazılarını rahatça yazabilsin diye aralarında para denkleştirip satın aldıkları o kocaman Remington daktilo makinasını hiç unutmam. Şeritlerini hep ben değiştirirdim. Kendisi beceremezdi. Ya da mahsus, bana oyun olsun diye benden yardım isterdi... Bazen tuşları takılırdı daktilonun; yine, koş Mehmet şu harfleri düzelt. Bazen öyle sık şerit değiştirmem, birbirine karışan harf kurşunlarını düzeltmem gerekirdi ki, ellerim simsiyah olurdu. Akşam evde annemden azar işitirdim. Buna karşılık armağanım , daktilodan çıkan yazıları ilk okuyan kişi olmaktı. Merakla beklerdim ne gelecek diye. Tabii pek anlamıyordum ama, herhalde o tıkır tıkır yazılan kağıtların sonuna gelinip de makinadan çıkartılışı beni heyecanlandırıyordu. Bir ara, “Ben berceste mısraı buldum”, dizesi ilgimi çekmiş, günlerce başının etini yemişim, neyi buldun neyi buldun diyerek. Kimbilir ne sanmıştım, berceste mısraı. Benimle epey eğlenmişti. Tabii, çevresinde bütün gün merakla dönüp duran 10, 11 yaşlarında bir çocuk onun için neşe kaynağıydı...” (3)

Enver Gökçe'nin çocuklarla, gençlerle kurmayı başardığı iletişime bir başka örnek de, Remzi İnanç'ın anlattıkları arasında geçiyor. Ankara'daki son yıllarında sık sık İnanç'ın Zafer Çarşısı'ndaki Toplum Kitabevi'ne uğrar Enver Gökçe. Sessizce bir kenarda oturup yeni kitapları, dergileri inceler. Kitabevine uğrayan gençlerin kendisini tanıyıp onunla konuşmaları onu son derece mutlu eder: “Kendini iyi hissettiği zamanlar, Zafer Çarşısı'ndaki küçük yere gelirdi, otururdu bir taburenin üzerinde. Dergilere bakardı. Gazetelere kitaplara bakardı. Gelen gidenlere tanıştırınca, o duymazdı ama, ben, ağabey işte filanca genç bir şair deyince nasıl ilgilenir, babası yaşında, babasından büyük olduğu halde, o kişilerin önünde kalkar, hoşgeldiniz der, el sıkar, onları tanımaya çalışırdı. Şiirlerini verirse onları okurdu...” (4)

Enver Gökçe, yalnızca derlediği Anadolu masallarından esinlenip kendisi masal yazmakla kalmadı, 1959, 1970 yılları arasında çeşitli yayınevleri için yabancı dilden masal çevirileri de yaptı. Bunların da çok az bir bölümü elimizde ne yazık ki. Kendi yaşamını bize anlatırken: “...İstanbul'da, yeni bir çocuk yayınları yapan bir yayınevi vardı. Bu yayınevinin, Dünya Masal ve Efsaneleri adlı bir seri kitabı, yani bunların arasında Çin, Hint, Eski Mısır, Antil gibi dünya uluslarının masal ve efsanelerini bir araya getiren bir koleksiyonunu ki, sekiz kitap tutuyor hepsi, çevirdim ve kitabevine verdim. Kitaplar basılmak üzere teslim edilmişti. Bundan sonra artık İstanbul'a veda ederek kendi köyüme yerleştim...” (5), demişti. Çevirip teslim ettiği masal kitaplarının akıbetiniyse hiçbir zaman öğrenemedi. Bunların arasından yalnızca bir tanesi, Enver Gökçe'nin, “Mustafa Gökçe” adını kullanarak çevirdiği, Mısır Masalları elimizde (6). Yani çevirilerin basılmış olduğu fakat Enver Gökçe'nin bundan haberi olmadığı anlaşılıyor. O günlerin pek sık rastlanan bir yayınevi oyunu; yazanın ya da çevirenin emeğini bedavaya getirmek.


page11_0_1-2

Şairin 1968 yılında, Aydın Tataroğlu takma adıyla Türkmence aslından derleyip çevirdiği, Dede Korkut Masalları (7) ve ölümünden yıllar sonra yeniden basılan, Beydeba çevirisi, Kelile ve Dimne (8) dışında da henüz gün yüzüne çıkmış başka masal çevirisi bilinmiyor.

Enver Gökçe'nin elimizde kalan kendi, 25 masalına gelince: Kitapların alt başlığı, Büyüklere-Küçüklere Masallar. Bu küçük kısa düzyazı parçalarını okurken yediden yetmişe farklı yaşam dönemlerinin heyecanını duymamak elde değil. Enver Gökçe her bir kuşağa ayrı seslenen tarzını tek tek metinlere öylesine ustalıkla harmanlamış ki, hangi yaşta olursa olsun okurun bu metinlerde kendisine de bir yer açması kaçınılmaz oluyor. Belki de yaşlandıkça kişinin gerideki birikimine atıfta bulunan küçük, kısa anımsatmalara daha bir sıcak bakmasındandır, kim bilir?

Masal falan deyip hafife almayın. Enver Gökçe bu, ekonomi-politik derslerini de, eh, masal kaldırırsa elbette araya sıkıştırıverir: “...Şimdi ben bu öküzü satarım, parasına bir kuzu alırım, kuzu büyür koyun olur, koyunun altını içerim, üstünü biçerim, yani sütünü yer, yününü alırım...” (9) Ya da: “...O vakit(ler) beş kuruşa iki kilo şeker bir kilo yağ, bir tavuk, iki ekmek satın alınır, yirmi parası da harçlık artarmış...”, ve hatta: “...iki baldırı çıplak. Bir ipliklerini çeksen kırk yamaları dökülür...” (10) Peki ya buna ne demeli? Masal bu ya, öküz yolda karşılaştığı eşeğe, “Nereye?” diye sorar. Buyrun eşeği cevabını: “...Neresi de var mı, otlamaya giderim işte, n'olacak?..” (11)

Elbette masalın asıl cazibesi o tadına doyulmaz girişlerinde, araya sıkışan tekerlemelerindedir. İster yedisinde bir çocuk olun, isterse yetmişinde bir dede, bu tekerlemeleri okurken heyecanlanmamanız mümkün değildir. Hele de bir şairin usta kaleminden dökülmüşlerse: “Masal martlar, fare atlar, kurbağa yumurtlar iken, babam düştü beşikten, ben topladım eşikten, anam kaptı maşayı, babam kaptı meşeyi, dört döndürdüler bana dört köşeyi. 'Dinle' dediler. Meğer evvel zamanda, az iken uz iken, anam evde kız iken, deve gözü koz iken bir padişah varmış, ne bileyim.” (12)

“Varvaradan sürsüreden, Amasya'dan Tire'den, şimdi geçti Öksüzoğlan buradan... Bir varmış bir yokmuş vaktin birinde bir Öksüzoğlan varmış. Konaraktan göçerekten, lale sünbül biçerekten, kahve tütün içerekten, sulu yerde peynir ekmek, susuz yerde kavun karpuz yiyerekten, öksüz oğlan şimdi geçti buradan, bildiniz mi? Nerde akşam orda sabah, bulursa yer, bulamayınca Öksüzoğlan, sırtüstü yatar yıldızları seyredermiş. Gökyüzünde ne var ne yok, Demirkazık hangisi, Ülker Terazi hangisi böyle böyle öğrenmiş. Ana yokmuş baba yokmuş, sırtına bir yama vuran, eline bir ekmek veren yokmuş. Bu sebepten Öksüzoğlan ekmeğini taştan sökmeyi daha ufak yaştan öğrenmiş. Yaşıtları sokakta bilye oynar, köpek taşlarken Öksüzoğlan sırtına ağır yükleri vurur, ekmek parası kazanmaya çalışırmış. Düşünmeyi Öksüzoğlan böyle iş yapa yapa öğrenmiş. Çalışmayı kazanmayı, kimseye dayanmadan özgayreti ile yaşamayı, tavada kazanıp, sapında yemeyi öğrenmiş. Karanlık gecede, kara taşın altında, kara karıncayı bilir, arayınca bulur olmuş.” (13)


page11_0_1-3

Masalların bir de son tekerlemeleri vardır. Elbette Enver Gökçe masallarının bir farkı olacak: “Al elmadan elmadan, gökten düşen elmadan. Hepsini yesin anlatan...” (14) Veya: “İyiler gider sevine sevine, kötüler kalır dövüne dövüne...”(15)

Enver Gökçe'nin masallarının şiirleriyle, mücadelesiyle dolu hayatının bir parçası olduğu elimizdeki bu sıcak, sevimli okuma parçalarında oldukça açık görülüyor. Masallar, şiirlerinin saçtığı ışıktan hiç de geri kalmıyorlar. “Aşk oldu mu, sevgi oldu mu, emek alınteri oldu mu taş dile gelir... Masallar yalan söylemezler, masallar gerçekleşesi düşlerimizin bildiricisidir.” (16)

Evet büyük usta, bizler düşlerimizle yaşam kurmayı becerdiğimiz ölçüde varız. Masallar da bizim düşlerimizin olmazsa olmaz dayanaklarıdır. Hay ağzına, diline, kalemine, beynine sağlık.

Masaldır bunun adı, anlatmakla çıkar tadı!


(1) “Bu Yusuf'un Dünyaya Bir Hoş Geldiğidir”.2., envergokce.org>Ana Sayfa>Bütün Şiirleri>Yusuf ile Balaban Destanı, Hamburg, 2007.
(2)
Enver Gökçe'nin Masalları (4 cilt), Yaba yayınları, İstanbul, Kasım 2015
(3) “Berceste Mısraı Yazan Komünist Enver Gökçe”, Yaba yayınları, Kasım 2011, İstanbul, sf. 256.
(4)
a.g.e., sf. 270.
(5)
a.g.e., sf. 167, “43. Bir kazık attılar bize...”.
(6) 
envergokce.org>Ana Sayfa>Bibliyografya>Şiirleri Yazıları Çevirileri Derlemeleri>Mısır Masalları.
(7)
“Dede Korkut Masalları”, Keloğlan Yayınevi, İstanbul, Kasım 1968; yeni baskısı doğrudan, Enver Gökçe adı verilerek: Kavis Kitap, İstanbul, 2011.
(8)
“Kelile ve Dimne”, Evrensel Basım Yayın, İstanbul.
(9)
Köseler, Öksüzoğlan sf. 17.
(10) 
Osmancık, Cimri ile Cömert, sf. 55.
(11) 
Karadayı'yla Arkadaşları, Nalıncı Padişah, sf. 59.
(12) 
Altın Top, Altın Top, sf. 5.
(13)
Öksüzoğlan, Öksüzoğlan, sf. 5-6.
(14) 
Ağlayan Narla Gülen Ayva, Nalıncı Padişah, sf. 57.
(15) 
Dürdane Hanım, Öksüzoğlan, sf. 33.
Üvercinka - Cemal Süreya Kültür ve Sanat Derneği dergisi, sayı: 19, Mayıs 2016.